17 Mayıs 2017 Çarşamba

Zorunlu ve Sorunlu Tasarruf

BES’lenmek mi BES’lemek mi? İşte bütün mesele bu!
Zorunlu ve Sorunlu tasarruf

Yazı dizimizin ilkinde Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) birikimlerimizin devlet katkısı sayesinde varlıklarımızı %25 daha artıracağını ifade etmiş, ancak birikim süresinin uzunluğu yüzünden, kötü bir portföy yönetiminin bırakın devlet katkısını, kendi katkılarımızı bile eritebileceğinden bahsetmiştim: 30 yılda ortalama  %1.6 bir performans düşüklüğü devlet katkısını eritmeye yetiyordu. Emeklilik fonlarının performansı bu yüzden önem kazanıyordu fakat performans incelemesini daha da önemli kılan bir konunun gözden kaçırılmaması gerekiyor: 2017 yılı başında başlayan “Otomatik BES”.

Tasarruf Bonoları
Devletimiz ortalama 28 yılda bir vatandaşlarını “zorunlu” bir şekilde tasarrufa teşvik etmekte. Benim hatırladığım ilk “zorunlu teşvik” 1961 yılında kısaca “tasarruf bonoları” vasıtasıyla yaptırılan tasarruf seferberliğiydi. Gelirlerden kesilen %3 karşılığında %6 faizli 10 yıllık bonolar veriliyordu. Aslında enflasyon da o seneler ortalama %5 civarında seyrediyordu. Yani reel bir kayıp pek yoktu ama likidite olgusu vardı, nakit ihtiyacı olanlar bu bonoları kırdırıyorlardı. Bono 10 yıllık olunca ve organize bir piyasa yokluğunda bonolar yüksek iskonto ile kırılıyordu. Artan şikayetler karşısında devletimiz, kendisinden beklendiği gibi son derece etkin bir çare bulmuş: Bono iskonto etmeyi yasaklamış! O yıllarda serbest piyasa ekonomisi konusunda acemi olduklarına verip geçelim. İyi tarafından bakarsak, bu sayede halkımız sabit getirili menkul kıymet fiyatlaması kavramı ile tanışmış oldu, ayrıca daha sonra adları “banker” olarak anılacak kişilerin yetişmesine olanak sağlanmış oldu.


Tasarrufu Teşvik Fonu
İkinci zorunlu tasarruf 1988 yılında Tasarrufu Teşvik Fonu ve Konut Edindirme Yardımı adıyla devreye girdi. Ücretliden %2, işverenden %3 toplam % 5 kesilerek vatandaşlar tekrar “tasarrufa teşvik edildiler”. Bu birikimlerinin karşılığında, her Türk’ün rüyası, konut sahibi olacaklardı, en azından yardımını alacaklardı. Bu konut sevdası daha sonraki yıllarda birde araba ile desteklenerek “iki anahtar” sloganına dönüşecekti. Sonuçta bu fon ve tasarruf dalgası da, yanılmıyorsam 2005 yılında, kimseyi konut sahibi edemeden lağvedildi. Fonda biriken birikimler sahiplerine iade edildi ancak kim ne kadar aldı, birikimler nasıl değerlendi kimse pek bilmiyor. Bu maceranın da olumlu tarafına baktığımızda Emlak Konut, TOKİ gibi kurumların bu sayede ortaya çıktıklarını görebiliriz.

Otomatik BES
Halkımızdaki tasarruf hevesinin ortalama 28 yılda bir sönmesinden hareketle bu hevesi tekrar teşvik etmek amacıyla devlet 2017 yılı başında “Otomatik BES” sistemini devreye aldı. Yine %3 oranındaki kesinti yapılacaktı ve isteyenin cayma hakkı olacaktı. Ancak diğer iki uygulamadan farklı olarak devlet kesintileri kendisi almıyor, bir emeklilik fonuna yatırtıyor, üstelik kendisi de %25 oranında katkı yapıyordu. Bu sefer parayı alıp vaat eden değil parayı veren konumundaydı. Buna rağmen İlk uygulama aylarından sonra %50 oranında bir cayma olduğu gözlemlenmekte: % 50 cayma oranına bardağın ne tarafından baktığınıza bağlıdır: İlk 2 tecrübeden sonra %50 kalma oranı son derece yüksektir. Öte yandan “havadan” %25 oranında vaade rağmen sistemden çıkılması da oldukça yüksek denebilir.
Sistemin işlemesi için 2 unsur çok önem arz ediyor:
  •  Devletin katkı payları konusunda vaatlerine yerine getirmesi. İnsanların %25’lik katkı paylarının ve bir dereceye kadar birikimlerinin başına bir şey gelmeyeceği ve devletin vaatlerini yerine getireceğine ikna olmaları lazım. Çok yakın tarihimizin gösterdiği gibi bununda yapılması söylendiği kadar kolay değil. Bu konuda devlet yöneticilerinin aşması gereken en önemli sorun toplumsal hafıza olarak durmakta.
  • Birikimlerin enflasyon karşısında erimemesi, pozitif reel getiri getirmesi

BES Sürdürebilirlik
Katkıların zaten peşinen fon yönetim şirketlerine aktarıldığı BES düzeninde neden hala devletin vaatlerini yerine getirmesi önemini korumakta? Nedeni yatırılan katkı paylarının hesaplarda şarta bağlı olarak durmasıdır: ancak belirli şartların oluşması halinde bu %25’lik katkı payları kısmen veya tamamen vatandaşın olabiliyor.  Dolayısıyla sistemde kalındığı müddetçe devletin katkı payları üstünde hala söz hakkı var ve oyun oynanırken şartları bir tek devlet değiştirebilir!
 Devletin böyle bir yola gitmesi mümkün mü? Bu sistem sürdürülebilir olmaktan çıkarsa bunun olasılık dahilinde olduğunu geçmiş tecrübelerimizden söyleyebiliriz.
Dolayısıyla BES sisteminin (otomatik veya değil) sürdürebilirliği konusu irdelenmeli. Devlet %25 vermeyi daha ne kadar sürdürebilir? BES Katkısı bütçe açığını artıran bir unsur ama sonuçta devlet kavramının bir tanımı da kaynakların transferine aracılık eden kurum olduğundan, yani birisinden alıp diğerine vermek olduğundan, bu tercih yapılmıştır diyebiliriz. Şu ana kadar 3 yılda 8 Milyar TL transfer edilmiş. Yılda 250 Milyar TL’lik bir transfer bütçesi içerisinde çok da tedirgin edici bir rakam gibi durmuyor. Bazı kaynaklara göre 2023 yılında BES tutarının 400 Milyar TL’ye ulaşması bekleniyor. Kabaca bir hesapla önümüzdeki 7 yılda 70 Milyar TL’lik bir devlet katkısı daha beklenmekte. Yine dünyanın sonu değil.
Önemli bir noktada katkı fonlarının devlet tahviline yatırım yapmak zorunda olmaları; devlet vermiş olduğu 25TL karşılığında bir anlamda 20-25 yıllık tahvil satmış oluyor; başka bir tabirle para bir cepten çıkıp öbür cebe giriyor. İlk akla gelen soru madem böyle kapalı bir devre yapılacaktı neden bu kaydi olarak yapılmıyor şeklinde oluyor. Öyle ya devlet herkes için ayrı bir hesap açar, para yatırmadan katkıları bu hesapta takip eder ve bu hesaba tahvil faizi işletebilirdi. Sadece sistemden ayrılırken nakit ödeme yapardı. Böylece sistem belki bütçe dışına bile çıkartılabilirdi ve % 0.35 oranında fon işletim giderinden tasarruf edilirdi. Sanırım toplumsal hafızanın kötü anıları ve sistemin güvenilirliğini yıpratma ihtimali yüzünden kaydi yerine nakdi bir sisteme geçilerek doğru bir yaklaşım sergilendi.

Kim ödeyecek?
BES’in bütçe açığı şimdi veriliyor ama finansmanı, devlet tahviline yatırım zorunluluğundan dolayı, sorun yaratamamakta. Finansman sorunu sistemden çıkış başladığında ortaya çıkacak; Emekli olanların tahvil alma zorunlulukları ortadan kalkacak. Burada sisteme yeni girenlerin sistemden çıkanların parasını ödemesi (Sosyal güvenlik veya Ponzi sistemi gibi) durumu da yoktur zira BES’e katılanların parası devlete gitmiyor. Sonuç olarak bu katkı paylarının nasıl finanse edileceğine o zamanki yöneticiler karar verir artık. Zaten ünlü iktisatçı John Kay’ in belirtiği gibi dünyada 20. Yüzyıldan itibaren, ekonomi politikaları varlıkların ve tasarrufların gelecek nesillere aktarılması prensibinden gelecek nesillerin tasarruflarının şimdi harcanarak onlara borç bırakılması şekline dönmüş durumda.

Fonların performansı
Sistemden çıkmaların başlamasına daha çok zaman olduğuna göre ve insanların “nasılsa olumsuz bir durumda sistemden tam zamanında ayrılırım” düşüncesi ile hareket edeceklerine göre sistemde kalanlar için fonların açık ve şeffaf olarak aldıkları risklere göre reel getiri sağlamaları birinci derecede önemli durmakta. 

Sistemden çıkanların da çok üzülmelerine gerek yok, 2045 yılına kadar yaşayıp sabrederlerse yeni bir tasarruf dalgasını yakalayabilme şansları oldukça yüksek olacaktır.

15 Mart 2017 Çarşamba

BES'te Devlet Katkısı nasıl yokedilir

Geçen gün TV’de BES ile ilgili bir söz ilgimi çekti. Kimin söylediğini hatırlamıyorum ama oldukça yetkili olmalıydı ki konu beni bir düşünceye sardı. BES sisteminde getirinin %35 olduğundan bahsedilmişti. Aslında hesap basit ve belirli sınırlar içerisinde doğruydu. Katılımın %25’i kadar devlet katkısı ve onun üstüne katılımın %10 oranında kendi getirisi de eklendiğinde bu rakama ulaşılıyordu. Hatta eksik bile telaffuz edilmişti, devlet katkısının da neması %10’dan hesaplanırsa bu oran %37,5 çıkabiliyordu.
Tabii bu rakam sanki her sene %35 bir getiri getirecekmiş gibi algılanabilir. İşin doğrusu nedir? Otomatik BES çıktı, katılanların yarısı cayma hakkını kullanıyor, yarısı devam ediyor; Fırsat mı kaçırıyorlar, paralarını mı kaptırmıyorlar ? Bu arada benim gibi BES’te devlet katkısının başladığı 2014 yılından önce girenler ne yapmalılardı?
Öncelikle bir hesap yapılmalıydı. Her hesapta olduğu gibi bir takım varsayımlar ve kısıtlamalar yapılması gerekir. BES’te Devlet katkısı bazı şartlara bağlı olarak verilmekte: Hakediş 3 yıldan sonra kademeli olarak başlamakta, 10 yıldan fazla kalıp 56 yaşını geçenler %25 devlet katkısının %100’üne hak edebiliyorlar vb.: Can sıkıcı detaylardan kurtulmak için yıllık brüt asgari ücret kadar katılımı 30 yıl (26 yaşında başlayıp-56 yaşında değerlendiren) bir örnek aldım. BES’te 2. Varsayım her sene katılım paylarının (katılımcının yatıracağı tutar) enflasyon oranında artırılacağı şeklindedir. Enflasyon beklentimizi 30 yıl için sabit bir oran olarak almak yanıltıcı olmaz. Zaten önemli olan yatırımın nominal getirisi değil bu getirinin ile enflasyon arasındaki farkıdır, yani reel getiridir. Diğer yandan katılımcılar kendi katkıları için istediği fon türünü istediği oranda seçebilirken (hisse, sabit getiri vb.) devlet katkılarının yatırıma yönlendirileceği alanlar devlet tarafından sınırlanmış ve belirlenmiştir. Bu durumda katılımcı paylarının getiri oranı ve devlet katkılarının getiri oranı değişiklik gösterebilmektedir.
Sonuç olarak katılımcı payı reel getiri oranı ve devlet katkısı reel getiri oranı gibi 2 tane veri hesaplamalar için yeterli olacaktır. Tabii bu hesabı yapmak için kullanılacak yöntem, araç ve formüller de önemli. Aslında belki en kolay kısımda burada! Her sektörde olduğu gibi biz finansçılar da en kolay sorunları en ağdalı jargonlarla sarmalayıp uzatıp karmaşıklaştırma konusunda uzmanızdır. Böylelikle yapılanın işlemlerin ne kadar düşük katma değerli oldukları sektör dışındakilerden, hatta sektör içindekilerden bile gizlenebilir. Burada kullanılacak formülü Mühendislik Ekonomisi veya Finansa giriş dersinde paranın zaman değeri (Time Value of Money) bölümünde “geometrik artışlı nakit akımları (cashflows with geometric sequences) konusu altında bulunabilir. Ben formüllerin doğru olup olmadığını kontrol için (ve de esneklik) adına küçük bir Excel modeli oluşturdum :)
Son konu ise neyi neyle karşılaştıracağız? Sonuç olarak bizim koyduğumuz bir para var ve de havadan gelen bir devlet katkısı. Burada performans kriteri ne olacaktır? BES olmasaydı kendi katılım paylarımızı kendimiz belirli bir benchmark’a göre değerlendirebilirdik. Bu benchmark enflasyon veya mevduat oranı vb. gibi kendi risk profilimize göre herhangi bir yatırımın getirisi olabilirdi. Öte yandan katılım paylarımız artı devlet katkılarının nemalandığı fonun getirisi var. Yapacağımız iş bu iki rakamın karşılaştırması olacaktır.
Bütün cephanemizi hazırladıktan sonra gelelim sonuçlara:
1.      İlk ve en kolay varsayım getirilerin enflasyona eşit olduğu durum, yani 0 reel getiri durumu. Bu durumda beklendiği gibi 30 senenin sonunda katılımcının “toplam birikim/benchmark” oranı 1.25 olmakta: Yatırımcı 30 sene sonunda biriktirdiği paranın (enflasyon veya benchmark kadar artmış olarak) %25 kadar fazlasını alacaktır. Kısaca serveti kendi katkı payları ve nemalarından %25 daha fazla olacaktır. 30 sene boyunca 1 yıllık asgari ücret katılımda bulunan bir kişi bu dönemin sonunda 30+7.5 = 37.5 yıllık asgari ücretlik bir servete sahip olacaktır. Burada “yıllık bileşik getiri” hesaplamaya kalkarsak bu oranın ilk yıl %25’ten başlayıp her yıl düşerek 30. yıl sonunda %0.75’ e kadar düştüğünü görürüz. Bunun anlamı konusunda, yaşınızı mahkeme kararıyla düzeltmek dışında, yapılacak fazla bir şey yoktur. Eğer 26 yaşındaysanız devlet katkısı konusunda 30 yıl sabretmeniz gerekecektir ve servetiniz ortalama yılda % 0.75 oranında artarak 56 yaşınızda servetiniz %25 artmış olacaktır. Eğer 46 yaşında sisteme dahil oluyorsanız 10 sene beklemek durumundasınız ve bu durumda servetiniz yılda ortalama %2.25 artarak 56 yaşınızda servetiniz %25 artmış olacaktır. Unutmamalıdır ki, 30 senelik birikim ile 10 sene birikim arasında miktar olarakta (37.5 asgari ücret vs 12.5 asgari ücret) önemli fark vardır. Dolayısıyla “yıllık bileşik getiri” hesabı %25 devlet katkınıza ulaşma hızınızı göstermekte olup bu kavrama olduğundan fazla bir anlamda yüklememek gerekir. Sonuç: Gerek katılımcı paylarına, gerek devlet katkısı paylarına Benchmark kadar bir getiri sağlandığında devlet katkısı olan %25 kadar bir servet artışı oluyor.
2.      Reel getirilerin sıfırdan büyük olduğu durum: eğer reel getiriler pozitif ise burada bir hesap yapmaya bile gerek yok, Devletin verdiği %25’in üstüne bir de yatırımların (reel) ek getirisi gelecektir, tabiri caizse “çift kaymaklı ekmek kadayıfı” olacak. Fonların reel getirisinin ortalama yılık %1 olduğu durumdan servet 30 yılın sonunda %45 artmış olacak. Burada akla gelen ilk soru devlet katkısı zaten %25 getiriyor, 30 sene yıllık %1 reel getiri sadece 20 puan mı ek getiriyor? Daha fazla getirmesi lazım değil mi? Burada katkı paylarının yıllık olarak ödendiğini hatırlamamız lazım. İlk ödenen katkı payları yıllık %1’den 30 yıl artıyor (%35 artıyor) ancak son ödenen paylar ise sadece %1 katkı getiriyor.
3.      Asıl kritik nokta reel getirilerin negatif olduğu durum. Fonların performansının sürekli sorgulandığı, yönetim ücretleri yüzünden eleştirildiği, bazı fonların bırakın negatif reel getiriyi negatif nominal getiri sağladığı bir ortamdayız. Diğer yandan gerek siyasiler, gerek çeşitli meslek grupları devlet katkı fonlarına zorunlu bir takım yatırımlar dayatmak istemekteler. Bu durumda %25’lik havadan gelen servetimiz kötü performansa ne kadar dayanır? İşin açıkçası durum pek de parlak gözükmüyor. Enflasyon (veya benchmark yatırım getirisi ) şimdiki seviyelerde (%10) seyretmesi durumunda yıllık % -1.6’lik bir negatif performans devlet katkısını tamamen yokediyor. Bu durumda devlet katkısı olmadan benchmark’a yatırım yapsaydık aynı getiriyi elde edecektik. Bunun ekonomik anlamı Devlet bize değil, Fon vasıtasıyla başka bir yerlere katkı yapmış oluyor. Yani biz süper iletken bir madde olarak kullanılmış oluyoruz. Eğer reel getiri 30 yıl boyunca ortalama %-1.6’den düşük olursa o zaman sadece devlet değil bizim birikimlerimizde “katkı” olmaya başlıyor ! Emeklilik fonlarının amiral gemileri olan Esnek Emeklilik fonlarının ortalama yönetim ücretlerinin % 1.72 olduğu bir ortamda fonun reel getiri getirmeden sadece benchmark (enflasyon) kadar bir performans göstermesi zaten bizim bu katkı görevini üstlenmemiz anlamındadır. Peki, emeklilik fonlarının performansları nedir? sürekli yıllık %-1.6 kötü performans gösterilebilirler mi ? Bu konuları başka bir yazıda inceleyeceğiz, bu yazıda sadece dinamikleri incelemekle yetiniyoruz. Ancak gördüğümüz gibi %25’lik katkının erimesi için az bir çaba yeterli oluyor.
Tabi benim gibi eskiden bu sisteme girmiş ve 2014’ten sonra katkı almaya başlamış kişilerin durumu daha değişik? Örneğin 10 sene asgari ücret katkısında bulunmuş (yaklaşık 200.000 TL) birikimi olanların durumu ne? Her ne kadar yeni katkılarından %25 alsalar da Devlet katkısı bu durumda servetlerinin sadece %25*1/10 = %2.5 kadarı tutmakta. Dolayısıyla servet artışları 20 yıl sonunda %17’de kalmakta. Onlar için kötü performans eşiği yıllık ortalama %1.0’e düşmekte. Bu durumda varolan birikimlerin yönetimi yeni katılımlardan daha önemli olmakta.
BES’in ilk yıllarında servetin oluşmasında katkı (birikim+devlet) payları ağırlıklı olurken zamanla ağırlık portföy yönetiminin performansına kayıyor. Yukarıdaki tabloda gösterildiği gibi, ilk yıllarda katkı payları servetin %90’ı teşkil ederken son yıllara doğru servetin sadece %35’i katkı payları, geri kalanını nemalar oluşturmakta. Hayatta olduğu gibi burada da, finans terimiyle “gençlikte gelir tablosu, olgunlukta Bilanço” önemli oluyor.